• Ordan Burdan...

    Reklam dediğin bu mudur?

    Aslında ben pek televizyon seyretmem, film falan demiyorum ama bildiğiniz kanallardan bahsediyorum. Hatta şu an düşünüyorum da, seyretmeyi her geçen gün daha da az seviyorum sanırım. Yok! Bunu entel görünmek için söylemiyorum, varmak istediğim konu bambaşka 🙂 Her zamanki gibi bilgisayarımı kucağıma almış, bir yandan blogları okuyup bir yandan da bu gece birşeyler yazsam ama hangi tarifi yazsam diye düşünürken, gözüm reklamlara takıldı. Aslında takılmadı daha ziyade takılmaya mecbur bırakıldı denebilir çünkü gayet normal hatta neredeyse sessizce arka fonda izlediğiniz bir programın reklama girmesiyle evde öyle bir gümbürtü kopuyor ki dikkatinizin kaymaması imkansız. Tam kanallar bunun ilgi çekici olduğunu mu düşünüyor acaba? ne antipatik diye bir yandan söylenip bir yandan kumandayı ararken, bu…

  • Sevdiğim Şiirler

    Özletiyor seni bu yağmurlar…

    Ne zaman birkaç gün üst üste yağmur yağsa, aklıma takılır, dilime dolanır hemen bu şiir. Neredeyse bir haftadır aralıksız yağmur yağınca İstanbul’da işte yine geldi yerleşti aklıma… Henüz dinlemediyseniz ve sizin olduğunuz yerde de yağmur yağıyorsa; sıcak bir kahve alıp camın önüne geçmenizi, bu şiiri ve daha başkalarını Peter Gabriel’in Passion ile Giora Feidman’ın Viva el Klezmer’inden seçilmiş fon müzikleri eşliğinde, Ahmet Telli’nin kendi sesinden dinlemenizi de öneririm.

  • Günlük,  Ordan Burdan...

    Sessizliğin ardından…

    Uzun zaman oldu sesim sedam çıkmayalı farkındayım. Yine tatilin affına sığınacağım, arkasına saklanacağım sanırım. Benim tatiller böyle oluyor. 3 günlük tatilin konsantrasyon kaybı bir haftamı etkiliyor. Gitmeden 3 gün önceden başlıyor heyecanı, eh dönüştede en az 3 gün adaptasyon süreci. İşte gitti bitti on gün 🙂 Küçük bir kaçamak yakalamışken 29 Ekim’de, İzmir’de aldım yine soluğu. İzmir yazın son demlerini yaşarken, yazdan çalma günler yaşadım özlediklerim ile, İstanbul’daki kışa inat. Yavaş yavaş batırdım güneşi, keyifle ve sukunetle, İstanbul’daki kargaşa ve koşuşturmacaya inat. Hal böyle olunca, yazmak nerede kaldı? unuttum gitti…

  • Ordan Burdan...

    MUTLU Bayramlar :)

    Kahkahalar, yeni heyecanlar, bebekler, düğünler, eğlenceler ve tatlı sürprizler olsun… Tatlılar olsun, kazandibi, tarçınlı kurabiyeler, elmalı kekler, şekerli kahveler…. Görüşmek için telefonlaşmalar olsun. Buluşmalar olsun,kavuşmalar olsun… “Biz” olsun; “Ben” olmasın. mutluluk parayla, eğlence zoraki olmasın veee bir kere söylensin yeter olsun. En önemlisi SEVGİ olsun…  AŞKolsun…  daha n’oolsun… ŞEKER BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN 🙂

  • Gezi Yazıları

    İtalya’da Ne Yemeli? Ne İçmeli?

    İşyerimde çalışanlar, çalıştığımız firmalardaki çalışanlar, takip ettiğim bloglar, arkadaşlar… her yer tatile giden yada yeni dönenler ile dolu. Yada ben bu sene henüz tatil yapamadığım için gözüm sürekli tatile gidenlerin üzerinde 🙂 orasını tam bilemiyorum?!? Ama her tatile gidecek olanı duyduğumda, her tatilden dönenin anılarını dinlediğimde bir parça daha artıyor sabırsızlığım ve hafiften fesatlığım. Neyse sıra bize de gelir diyerek bekliyorum hala umutla ve aslında son günlerde sabırsızlıkla.

  • Günlük,  Ordan Burdan...

    Tık! Tık! Tık! Kimim ben?

    Çok eğlenceli ama çok zor mim ile ebelemiş Eda bu sefer beni… Kimim ben? İnsan kendini nasıl anlatır ki? İyi biriyim desen olmaz, kötü biriyim desen hiç olmaz 🙂 Kendimi tanırım aslında! çoğu zaman işime gelmese de; iyi yönlerimi de, kötü yönlerimi de bilirim. Ama kelimelere dökebilirmiyim? yada şu anda ne kadarını hatırlarım kendimle ilgili tespitlerimin bilmiyorum! Şimdilik bir yerlerden başlayım. Hatırladıkça devam ederim, ya da beni tanıyanların tespitlerini de eklerim artık zamanla… * Evliyim… ve Evlillikte aşk kadar, arkadaş olabilmenin ve birlikte eğlenebilmenin de çok önemli olduğuna inanırım. * Çoğu konuda uyuz bir insanımdır ve kendim gibi bir eş bulduğum içim çok mutluyum 🙂 * Çok evcil bir insanım. Evde olmayı ve…

  • Pratik Tarifler

    Tembellik… Keyif… ve Jambonlu Sandviç

    Bu aralar kendimi çok takdir ediyorum. Bir azim devam etmekteyim spora! ne yalan söyleyim 2 gün sonra sıkılırım! üşenirim! gitmem kesin diyordum kendim bile ama… İş yerinde denetim stresi yaklaşmış olmasına rağmen, haftada en az 3 gün koştur koştur eve gelip üzerimi değiştirip atıyorum kendimi salona. Her seferinde gidene kadar kendimi itelemem gerekiyor aslında. Evden çıkana kadar bir azap gitmek, ama bir kere çıktım mı sonrası geliyor. Önce koş üzerine pilates yap derken, o yorgunluğa rağmen nasıl eve dahada bir enerjik geliyorum hala çözebilmiş değilim 🙂 Tabiii şimdiye kadar düzenli olarak spor yapma prensibini kazanamamış birisi olarak her zamanda başarılı olamıyorum bu itelemelerde. Misal geçen akşam işten dönüyorum. Spora gideceğim için bir gece…