• Günlük

    Sessizliğin Cümleleri..

    Hiç söylenmemiş kelimeler biriktiriyorum bu ara. Hiç kurulmamış cümlelerden mektuplar yazıyorum. Söyleyeceklerimi kimse duysun istemiyorum, aslında kendim bile duymak istemiyorum! Belki de bu yüzden kendime bile kurmadığım cümleleri ancak seninle dillendiriyorum. Kelimeleri senin uçurumuna bırakıp yok oluşlarını izliyorum. Kurulmayan cümleler ile yaşananları yok edebileceğimi düşünüyorum. Kurduğum cümleler ile hiç yaşanmamış şeylerin var olacağını hayal ediyorum. Bol bol düşünüyorum. Gün boyunca bir sürü insana kurduğum bir sürü cümlenin arasında aslında hiç konuşmuyorum. Ne zaman konuşmaya çalışsam yalnızlığımı tek kelimelik cümlelere saklamaya, içimdeki çığlıkları aradaki sessizliklerde boğmaya çalışıyorum. Kurmaya çalıştığım her cümle yalnızlığımı büyütmeye yarıyor sadece ve ben düşünmediklerimi konuşmaktan, konuşmadıklarımı düşünmekten yoruluyorum her seferinde. İşte o zaman sen geliyorsun aklıma. Kocaman bir sessizlikte seninle…

  • Günlük

    Nice 5’lere..

    Beni bilenler bilir ya uzun uzun konuşmayı severim. Sevdiklerimle saatlerce hiç susmadan çene çalabilirim. Burada sayfalarca yazı yazabilirim. Kelimelerle hep iyi geçinmeye çalışırım ama… Evet ama! tam o nokta da bir ama var işte.. Bu kadar kelimeleri seven biri olarak hayatta konuşmayı hiç beceremediğim zamanlarımda var çünkü benim. Bir çok sinirlenip üzüldüğümde kapıları kapatıp konuşçak gücü ve kelimeleri uzun zaman bulamam, bir de çok mutlu olduğumda insanlara teşekkür edecek kelimeleri bulmayı hiç beceremem ben. Ne desem az, ne desem eksik kalmış gibi hissederim bu durumda duygularımı anlatmaya. Şimdi de nasıl anlatırım bilmiyorum bu yüzden duygularımı. Nasıl teşekkür ederim bu her günü birlikte geçen 5 yıla ve daha fazlasına.. Hem söylecek çok şeyim hem…

  • Günlük

    Uçuşan Kelimeler…

    Günlerdir kafamda yazmak istediğim kelimeler uçuşup duruyor. Bilgisayarın başına geçip bu sayfayı açıyorum ama o kelimeler tam birleşip cümle oluşturacakken bu sefer tümden uçuşup kayboluyor.   Yazacak çok şey var! bir yerlerden başlamak gerek diyorum ama içimden hiçbirini cümlelere dökmek gelmiyor galiba aslında. Çünkü ne desem ne yazsam boş olacak gibi hissediyorum. Biz sıcak yuvalarımızın güvenli duvarları içerisinde, sanal alemlerde ülkeyi kurtarıp, 3-5 günlüğüne profil resimlerimizi değiştirip, arka arkaya girdiğimiz tepkimizi belirten! durum güncellemelerimiz ile vicdanımızı rahatlatırken her zaman olduğu gibi, ne yazıkki ateş sadece düştüğü yakıyor. Biz ancak birbirimize ne kadar üzüldüğümüzü, ne kadar sinirlendiğimizi kanıtlamaya çalışan saçma bir yarışta koşturmaktan bir adım ileri gidemiyormuşuz gibi geliyor bana. Bu olanlara şaşıran bir…

  • Günlük

    Bir yıl daha yaşlandık!

    Kaç saattir yazıp yazıp siliyorum. Nereden başlasam bir türlü bulamıyorum. Konu melankoli olunca yazma konusunda daha iyiyim sanırım ben, mutluluklarımı yazamıyorum. Çünkü mutlukları yaşamayı seviyorum, mutsuzlukları ise yazıp unutmayı… Ama bu sefer mutlu birşeyler yazmak istiyorum. Çünkü sevdiğime iyiki doğdun demek istiyorum. İyi ki doğdun ve iyi ki benim hayatımdasın…Fakat bir türlü doğru cümleleri bulamıyorum. Doğru cümleleri bulmaya gerek var mı onu da bilmiyorum. Gözlerinin içine bakıp, ellerini tuttuktan sonra konuşmaya gerek olmaz diye umuyorum 🙂 Ama şimdilik ellerini tutup gözlerinin içine bakamadığıma göre bir kaç satır yazmak istiyorum yinede. Ve bu yazıyı okuyan herkesin doğum gününü kutlamak, iyi ki doğmuşsunuz demek, herkese hediye etmek, o bizim yakaladığımız zamanı… Günler, geceleri kovaladı. Geceler…

  • Günlük

    Artık yoksun…

    Artık yoksun.  Aslında hiç olmadın belkide! Ben senin susuşlarına kelimelerimi ekleyip, aramızdaki o sağır edici sessizliğe kendi cümlelerimi yazdım. Sonra onların benim cümlelerim olduğunu unutup, çocuklar gibi inandım. Sen bile inanmazken kendine, benim inancım senin yaralarını sarar sandım. Aramızdaki uçurumlar aşılabilir diye boşuna çabaladım. Tek kişi kurduğum dünyada iki kişilik bir rüyaya daldım. Birlikte olunca kim olduğumuzu, nerede olduğumuzu unuturuz gibi saçma bir yalana aldandım. Sen kaçtın! benim suretimde tüm korkularından kaçtın. Belkide en çok kendinden kaçtın.. Kendine söylediğin yalanlarla yüzleşmekten. O güçlü imajının arkasına sakladığın kabuk tutmamış yaralarından. İçindeki o büyümemiş çocuktan..

  • Günlük

    Hey Sen!!! Sessiz Kalabalık

    Yemek yapmayı ve ikram etmeyi hep çok sevdim ama blog yazmaya karar vermemde en büyük etken İstanbul’a ilk taşındığımız günlerde ki yalnızlığımdı. Çok yoğun bir iş temposundan, kocaman bir aileden, arkadaşlarımdan, doğduğumdan beri bildiğim sosyal çevreden kopup; neredeyse hiç bilmediğim ve hiç kimseyi tanımadığım bir şehirde hemde işsiz olarak yaşamaya başlayınca düştüğüm boşluktan kurtulmak için bu sefer yaptıklarımı fotoğraflamaya ve yaptıklarımı yazarak paylaşmaya sardım. Her yazdığım yazıdan sonra artan ziyaretçi sayıları bile yalnızlığımı hafiften silmeye, beni mutlu etmeye başladıkça, yazmak artık bir görev, bir sorumluluk haline geldi bende. Sonunda yine yaptıklarım sadece 2 kişilik değildi. Her yaptığımı okuyan herkese ikram ediyordum işte. O işsiz günlerimde bile sabah kalkıp ilk işim birgün önceki ziyaretçi…

  • Günlük

    İçimden geçen yollar

    Biraz da serüvendi yaşamak Belki yatkındı büyük yolculuklara Ki serüvenler daima büyük aşklar Ve büyük yolculuklarla başlar… Soluk Soluğa Ahmet TELLİ Yolları seviyorum. Yolculuklara çıkmayı. Özellikle uzun ve belki de en çok yalnız olanlarını. Başka başka şehirlere yaptıklarımı. Başka şehirlere giderken aslında kendi içime yol aldıklarımı… Her yolculukta yeni bir yol, belki yeni bir ben daha keşfetmeyi seviyorum. Her köşe başını bildiğim sokaklar kadar yeni yerlerin gizemini ve bilinmeyenini de seviyorum. En çok otobüs yolculuklarını seviyorum ama illaki cam kenarlarını. Aslında otobüsün camına kafamı dayayıp uzaklarda kaybolmayı seviyorum. Geçtiğimiz yollardaki  o uzak ama çok yakın hayatları düşünmeyi, düşlemeyi…

  • Günlük

    Keşke hep çocuk kalsam, dizimdeki yarayı en büyük acı sansam…

    Evdeyim… Uzun zamandan beri ilk kez günlerdir üst üste parlayan bir güneş var İstanbul’da.  Ve içimde karar vermiş, dahası adım atmış olmanın huzuru. Bu adımın beni nereye götüreceğini bilmiyorum henüz. Herşeyin daha iyi daha güzel olacağına inanıyorum, inanmak istiyorum şimdilik. Pencereden vuran güneşin önünde uzanmış kitabımı okuyorum. Elimde o çok sevdiğim kahvem, hatta yanında bol çikolatalı kekim bile var. Kahvemden bir yudum alırken, aylaklık etmeyi özlediğimi düşünüyorum. Yetiştirilecek işler, yetişilecek yerler olmadan, beynimin arka kısmında planlar projeler yapmadan zaman geçirmeyi özlediğimi düşünüyorum.  Ama bak şimdi bile başaramıyorum bunu diye kızıyorum kendime. Tüm gün bana aitken bile ordan oraya koşturmamı gerektiren planlarla dolu kafam. Zaman bana asla yetmiyor yada ben zamana sığamıyorum galiba diyorum.…

  • Günlük

    İzmirliyiz, Özetle Arızayız!

    Ne oluyor anlamıyorum. Burnuma en sevdiğim yemeğin, fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusunun gelmesi gibi birden her yer İzmir kokuyor, içime bir İzmir özlemi doluyor. Sonra, her zamanki gibi ani bir kararla bilet bakarken buluyorum kendimi ve yine İzmir’e kalan günleri saymaya başlıyorum. Nedir bu İzmir’in özelliği? İnsanın kanına bu derece işlemesi… İzmirli olmayanlar, İzmir’de yaşamamış olanlar bilemez, anlayamaz sanırım bu tutkuyu. Ama yolunuz kesiştiyse İzmir’le hayatınızın bir köşesinde, bir daha unutmanız mümkün değil bence kesinlikle… Bilmiyorum! Benim tüm anılarım, çocukluğum, gençliğim, üniversite yıllarım, sevdiklerim hep orda olduğu için mi bu tutkum? Yoksa herkes için mi, bir başka acaba İzmir? Bu kadar çok şeyimi orada bırakmasam yinede sever miydim? Özler miydim acaba bu kadar…

  • Eski Arkadaşlar
    Günlük

    Çocuksun Sen…

    Uzun zamandan beri ilk kez perdenin arasından güneş yüzüme vururken uyandım. Sevindim. Gülümsedim 🙂 Mutlu olmak bazen ne kadar da kolay dedim, bildiğim birşeyi tekrar hatırlatarak kendime. Sonra nedense birden çocukluğuma gitti düşüncelerim. Oysa ben en çok, herşey ters gidiyor gibi göründüğünde, hayat üzerime geldiğinde, kendimi şansız hissettiğimde hatırlarım o kaygısız mutlu günlerimi… Şanslıyım ki, moralimin en bozuk olduğu zamanlarda bile yüzümde bir gülümsemeyle anarım çocukluğumu. Özlerim… Özlerim, sabah uyanır uyanmaz sokaklara çıkıp, oyun oynamaktan yorgun düştüğüm ama yine de akşam olmasın, babam mesai kalsınki eve girmeyelim diye direndiğim o günleri. Kahkaların bol olduğu, üzüntülerin ve küsmelerin ancak bir sonraki oyuna kadar sürdüğü o zamanları. Herşeyin paylaşıldığı, yalanın olmadığı, sonsuza kadar süreceğine inandığımız…