• Günlük,  Ordan Burdan...

    Tık! Tık! Tık! Kimim ben?

    Çok eğlenceli ama çok zor mim ile ebelemiş Eda bu sefer beni… Kimim ben? İnsan kendini nasıl anlatır ki? İyi biriyim desen olmaz, kötü biriyim desen hiç olmaz 🙂 Kendimi tanırım aslında! çoğu zaman işime gelmese de; iyi yönlerimi de, kötü yönlerimi de bilirim. Ama kelimelere dökebilirmiyim? yada şu anda ne kadarını hatırlarım kendimle ilgili tespitlerimin bilmiyorum! Şimdilik bir yerlerden başlayım. Hatırladıkça devam ederim, ya da beni tanıyanların tespitlerini de eklerim artık zamanla… * Evliyim… ve Evlillikte aşk kadar, arkadaş olabilmenin ve birlikte eğlenebilmenin de çok önemli olduğuna inanırım. * Çoğu konuda uyuz bir insanımdır ve kendim gibi bir eş bulduğum içim çok mutluyum 🙂 * Çok evcil bir insanım. Evde olmayı ve…

  • Günlük

    PazaR GünLeri Pazartesi ALır Beni!!!

    Dinlemek için PİNHANİ-Haftanın Sonu Cuma günleri valiz hazırlamak gibi Cuma günleri seninle ilkbahar gibi Ellerini alıp dokunmamak gibi Gözlerini görüp de bakmamak gibi Hiçbir cumartesi günüm bir türlü yetmedi Asla cumartesi gece sabahla bitmedi Ben seninim, gece benim sabah benim Sen beni hiç düşünme, ben hep böyleyim Haftanın sonu nakarat gibi Haftanın sonu, hep aynı sözleri Pazar günleri pazartesi alır beni Pazar günleri elimdeki balık gibi Gözlerini görürken ağlamak gibi Kıymetini giderken anlamak gibi Dilimde bu şarkıyla başladım nedense bu güne 🙂 Benim gibi, Hafta sonundan hiçbir şey anlamadan Pazartesi olduğunu düşünenlerin diline takılsın diye, sizinle de paylaşmaya karar verdim. Henüz ayılıp kendine gelememiş olanlara… Pazartesi sendromundan kurtulamamış olanlara… Yapılacak yığınla iş sizi…

  • Günlük

    Dünya mı Küçük? Biz mi Büyüdük?

    Çok önce değil belki ama bana göre uzun zaman önceki gelişlerimi hatırlıyorum, arada İstanbul’a… lise yıllarımda, üniversitenin başında… Ne kadar büyük gelirdi o zaman burası bana, sanki farklı bir dünya. Her köşesi keşfedilecek, eğlenilecek, macera dolu bir dünya… Sonra… İstanbul’u görmeden geçen 7-8 yılın ardından, buraya taşınmak, bu büyük dünyada yaşamak fikri korkutmuştu beni. Daha gelmeden, görmeden, yaşamadan, bizi yutacak gibi gelmişti bu şehir beni. İlk günler hep bir kıyasla geçti, bir yanda İzmir… bir yanda İstanbul. İzmir’de alıştıklarımız ve İstanbul’da bulduklarımız! İlk günlerin şokunu atlatıp sokağa çıkınca, fark ettim ki; artık eskisi gibi o kadarda büyük gelmiyor bu şehir bana. Gençliğin heyecanı, küçük olmanın korkusu bitince; o kadarda farklı bir dünya değil…

  • Günlük

    SOBE!!!!

    Bugün İstanbul’daki bulutlar, önümde duran evraklarla birleşip beni bunaltmış durumdayken imdadıma Eda yetişti. Bloglar arsında dolaşan bu eğlenceli Mim ile beni sobelemiş! Aslında Hansa‘nın sobelediği ve beni bekleyen bir mim daha var ama şu an iş’te başucumdaki tek kitap “ISO 9001-Kalite Yönetim Sistemi” olduğu için 🙂 onu en yakın zamanda cevaplamak üzere erteliyorum. Ve işlere küçük bir ara verme şansı çıkmışken bu fırsatı kaçırmak istemediğimden Eda‘nın mimiyle devam ediyorum… İşte cevaplar ve benim sobelerim…

  • Günlük

    Hüzün…

    Bazı günler olur! insan hüzünle açar gözlerini yeni başlayan sabaha, “merhaba yalnızlık, merhaba hüzün” diyerek uyanır yeni güne… kulaklarında sessizliğin çığlıkları, gözlerinde gecenin nemi… bugün de geçer! elbet yeni günler de gelir, yeni hayaller… yeni umutlarla…

  • Günlük

    Sustum, Sustun, Sustuk…

    Akıllı ülkeminin, yaratıcı insanlarının, kökten çözümleriyle başbaşayız bir kere daha. Bu sefer de elimizden alınan bloglarımızla… Artık şaşırmıyorum nedense böyle olaylara. Her seferinde aynı şeyi düşünüyorum sadece; Peki bundan sonra elimizden gidenler ne olucak? Sadece merak ediyorum; sorunları yasaklayarak, kafamızı deve kuşu misali kuma gömerek, çözmeye çalışmaya daha ne kadar, daha nereye kadar devam edeceğiz?

  • Günlük

    Kırmızı Pabuçlar Tadında Bir Bayram Diliyorum Herkese…

    Bayramlar çocukken mi güzeldi? Yoksa bizim çocukluğumuzun bayramları mı güzeldi? Bayram demek binbir türlü heyecan demekti, günler öncesinden alışverişe çıkmak, yeni elbiseler yeni ayakkabılar almak, her sene kırmızı rugan pabuçlar için tutturmak, biran önce bayram olması ve yeni cicileri giyebilmek için sabırsızlanmak,  sabah erkenden kalkmak, bayram namazından gelicek babanın bayramı getirmesini beklemek, bütün aile bir arada kahvaltı etmek…

  • Günlük

    Bulutlar…

    Aslında ben kışı da severim ama, 10 gündür kendini göstermeyen bu güneş, bu gri bulutlar beni umutsuzluğa sürüklüyor sanırım. Yoruldum… Beklemek zor, çok zor. Hızlandırmak için, sonucu değiştirmek için yapıcak birşeyin olmadan beklemek, sadece beklemek zorunda olmak.. Üstüme gece çökmüş ama içim ışıl ışıl Beklerim ta sabaha kadar Beklerimde geceyi değiştiremem Gecenin gücü beni aşar Herşey anını bekler… *** Bülent Ortaçgil’in Herşey Sevgiyle Başlar adlı parçasından küçük bir bölüm.

  • Günlük

    İstanBuL ve Ben

    Bugün İzmir’den çok yakın bir arkadaşım bizi ziyarete geliyor. Hemen arkasından önümüzdeki hafta da ailem gelicek. İzmirdeki herkesi çok özlediğim ve yalnızlıktan çok sıkıldığım için çok heyecanlıyım. İstanbul’un şimdilik tek zorluğu sevdiklerimiz aklımıza her düştüğünde onları göremememiz. Hele vaktimin inanılmaz çok olduğu şu günlerde yanımda benimle gezicek, kahveme ortak olucak tanıdık bir sima, bir dost şu an benim için hazine değerinde. Henüz ben bir iş bulamadığım için, eşim işe gittikten sonra doldurulması gereken koskoca bir gün beni bekliyor hergün.

  • Günlük

    İstanBuL…

    Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba, Aslında nereden başlıyacağımı çok ta bilmiyorum. Yada bu blogta neler anlatacağımı.. Bazılarını yakından takip ettiğim bu bloglar dünyasına ben de katılmak istedim sadece. Alışmaya çalıştığım bu kalabalık şehirde yalnızlığımı paylaşmak istedim heralde sizlerle.