• Günlük

    İçimden geçen yollar

    Biraz da serüvendi yaşamak Belki yatkındı büyük yolculuklara Ki serüvenler daima büyük aşklar Ve büyük yolculuklarla başlar… Soluk Soluğa Ahmet TELLİ Yolları seviyorum. Yolculuklara çıkmayı. Özellikle uzun ve belki de en çok yalnız olanlarını. Başka başka şehirlere yaptıklarımı. Başka şehirlere giderken aslında kendi içime yol aldıklarımı… Her yolculukta yeni bir yol, belki yeni bir ben daha keşfetmeyi seviyorum. Her köşe başını bildiğim sokaklar kadar yeni yerlerin gizemini ve bilinmeyenini de seviyorum. En çok otobüs yolculuklarını seviyorum ama illaki cam kenarlarını. Aslında otobüsün camına kafamı dayayıp uzaklarda kaybolmayı seviyorum. Geçtiğimiz yollardaki  o uzak ama çok yakın hayatları düşünmeyi, düşlemeyi…

  • Günlük

    Keşke hep çocuk kalsam, dizimdeki yarayı en büyük acı sansam…

    Evdeyim… Uzun zamandan beri ilk kez günlerdir üst üste parlayan bir güneş var İstanbul’da.  Ve içimde karar vermiş, dahası adım atmış olmanın huzuru. Bu adımın beni nereye götüreceğini bilmiyorum henüz. Herşeyin daha iyi daha güzel olacağına inanıyorum, inanmak istiyorum şimdilik. Pencereden vuran güneşin önünde uzanmış kitabımı okuyorum. Elimde o çok sevdiğim kahvem, hatta yanında bol çikolatalı kekim bile var. Kahvemden bir yudum alırken, aylaklık etmeyi özlediğimi düşünüyorum. Yetiştirilecek işler, yetişilecek yerler olmadan, beynimin arka kısmında planlar projeler yapmadan zaman geçirmeyi özlediğimi düşünüyorum.  Ama bak şimdi bile başaramıyorum bunu diye kızıyorum kendime. Tüm gün bana aitken bile ordan oraya koşturmamı gerektiren planlarla dolu kafam. Zaman bana asla yetmiyor yada ben zamana sığamıyorum galiba diyorum.…

  • Günlük

    İzmirliyiz, Özetle Arızayız!

    Ne oluyor anlamıyorum. Burnuma en sevdiğim yemeğin, fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusunun gelmesi gibi birden her yer İzmir kokuyor, içime bir İzmir özlemi doluyor. Sonra, her zamanki gibi ani bir kararla bilet bakarken buluyorum kendimi ve yine İzmir’e kalan günleri saymaya başlıyorum. Nedir bu İzmir’in özelliği? İnsanın kanına bu derece işlemesi… İzmirli olmayanlar, İzmir’de yaşamamış olanlar bilemez, anlayamaz sanırım bu tutkuyu. Ama yolunuz kesiştiyse İzmir’le hayatınızın bir köşesinde, bir daha unutmanız mümkün değil bence kesinlikle… Bilmiyorum! Benim tüm anılarım, çocukluğum, gençliğim, üniversite yıllarım, sevdiklerim hep orda olduğu için mi bu tutkum? Yoksa herkes için mi, bir başka acaba İzmir? Bu kadar çok şeyimi orada bırakmasam yinede sever miydim? Özler miydim acaba bu kadar…

  • Eski Arkadaşlar
    Günlük

    Çocuksun Sen…

    Uzun zamandan beri ilk kez perdenin arasından güneş yüzüme vururken uyandım. Sevindim. Gülümsedim 🙂 Mutlu olmak bazen ne kadar da kolay dedim, bildiğim birşeyi tekrar hatırlatarak kendime. Sonra nedense birden çocukluğuma gitti düşüncelerim. Oysa ben en çok, herşey ters gidiyor gibi göründüğünde, hayat üzerime geldiğinde, kendimi şansız hissettiğimde hatırlarım o kaygısız mutlu günlerimi… Şanslıyım ki, moralimin en bozuk olduğu zamanlarda bile yüzümde bir gülümsemeyle anarım çocukluğumu. Özlerim… Özlerim, sabah uyanır uyanmaz sokaklara çıkıp, oyun oynamaktan yorgun düştüğüm ama yine de akşam olmasın, babam mesai kalsınki eve girmeyelim diye direndiğim o günleri. Kahkaların bol olduğu, üzüntülerin ve küsmelerin ancak bir sonraki oyuna kadar sürdüğü o zamanları. Herşeyin paylaşıldığı, yalanın olmadığı, sonsuza kadar süreceğine inandığımız…

  • Günlük

    Ah şimdi…

    Zaman zaman durup, ne yapıyorum ben? ne işim var burada? dediğiniz oluyormu? Benim bazen oluyor.. Sonra da “ahhh keşke şimdi…” ile başlayan cümlelerim uzayıp gidiyor. Bazen tam bir toplantının ortasında, pencereden vuran güneş ile kendime geliyorum. Konuştuklarımıza bakıyorum, kimbilir kaçıncı kez aynı şeyleri konuştuğumuzu, harcadığımız zamanı, hiçbir yere varmayan muhtemelende asla ortak bir noktada buluşulmayacak o tartışmaları düşünüyorum. Sonra ah şimdi diyorum; şimdi güneş parlarken böyle gökyüzünde, denizi yanıma alıp yürüsem… yürürken denizin kokusu içime dolsa… pencerenin aralığından aklımı çalan o güneş içimi ısıtsa… tüm bunlar uzak bir anı olarak kalana kadar, anlamını yitirene kadar yürüsem… Bazen çıkan sorunun, herhangi sebepten yetişmeyen ürünün, bir önceki partiyi tutmayan renklerin hatalarının peşinden koşarken, birden ne…

  • Günlük

    Yeniden İlk Adımlar

    Bugünlerde yeni tarifler yok. Yine, yeni denemeler var hayatımda ama şimdilik mutfağın dışında.. hayatımın başka kısımlarında… O yüzden kimi zaman depresif, kimi zaman özlemli, kimi zaman çoşkulu yazılarım var sadece düşündüklerimi kelimelere dökebildiğim kadarıyla. 2010 bir geldi tam geldi bana göre. Hangi gezegenin etkisiyse gelir gelmez karman çorman etti beni. Ya da belkide 30 yaş sendromudur kendisi 🙂 Adı her neyse bunun “Geçen zamanı.. gelecek anları.. yaptıklarımı. yapmadıklarımı.. yapamadıklarımı.. nereden geldiğimi.. nerede olduğumu.. nereye gittiğimi.. ne istediğimi.. ne istemediğimi.. sevdiklerimi.. sevmediklerimi.. dostluklarımı.. paylaştıklarımı.. paylaşamadıklarımı.. nedenleri.. niçinleri..” sorgulatıyor sürekli bugünlerde bana. Günlük hayatımın koşuşturmacasında, alışkanlıklarla, yorgunlukla, kabullenmişlikle, bıkkınlıkla, dayatılan ön yargılarla, çeşitli korkularla kenara attığım aslında beni ben yapan ama uzun zamandır üzerinde düşünmediğimi…

  • Günlük

    what we are living for?

    İnsanoğlu ne garip bir yaratık. Bazen ufacık şeylerle mutlu olabilen ama bazen de kocaman şeylerin bile mutlu olmasına yetmediği enteresan bir varlık. Dedim ya bugünlerde bol bol düşünüyorum diye.. Fon da Queen çalıyor Inside my heart is breaking My make-up may be flaking But my smile still stays on. Whatever happens, I’ll leave it all to chance Another heartache, another failed romance On and on, does anybody know what we are living for?…ve ben düşünüyorum Düşünüyorum bu hayatta nereye koşturuyoruz diye? Geçmişe üzülürken, gelecek için çalışırken, bugün neler kaçırıyoruz diye? Neden ancak kaybedince anlıyoruz bazı şeylerin değerini? Bütün gün çalışıp duruyoruz. Daha iyi bir ev, daha iyi bir araba, daha iyi kıyafetler, daha…

  • Günlük

    Bu sabahların bir anlamı olmalı…

    Ne çok düşünüyorum bu günlerde… Düşünmekten cümle kurup konuşmaya ne istek ne vakit bulamıyorum. Konuşsam düşündüklerimi anlatabilir miyim? bilmiyorum. Anlatmak istiyor muyum? Onu hiç bilmiyorum. Bazı kişilerle aramda bir bağlantı olsun istiyorum. Ve bana baktıklarında ne düşündüğümü ne hissettiğimi bilsinler. Sadece bilsinler… Bu içimdeki karışıklıkta bazen, bazı şeyleri cümlelerle anlatabileceğimi sanmıyorum çünkü. Ne desem hep bir şeyler eksik kalıyor, hep bir şeyler yanlış oluyor gibi… İçimde hem duygular, hem düşünceler kopuk kopuk, parça parça… Hiçbir şeyi bir araya getiremiyorum. Aklım mı bir düşünceden diğerine daha hızlı atlıyor yoksa kalbim mi bir duygudan diğerine daha hızlı geçiyor emin değilim. Sürekli sorguluyorum ne düşündüğümü ne hissettiğimi, bu hayattan ne beklediğimi… Sordukça, sorguladıkça daha çok karışıyorum.…

  • Günlük

    Huzursuz…

    Evet yine uzun bir ara oldu, sesim sedam kesildi. Haklısınız.. Genel ruh halimdeki gel-gitler burayıda etkiledi her zamanki gibi. Bir acayip hallerdeyim yine bugünlerde yani.. Ne istediğimi bilmiyorum!? Bir sürü şey yapmak ile hiçbirşey yapmamak, sayfalarca yazmak ile bir satır bile yazmamak, hiç uyumamak ile hiç uyanmamak… gibi bir sürü noktada iki uçtayım sürekli sanki… Günler geçip gidiyor ve hergeçen gün sadece yapmak istediklerim ile yapamadıklarımın sayısını arttırırken ben uzaktan izliyorum gibi. Neden böyle huzursuz bir tipim bilmiyorum! Hayat bana ne vermezse, sanki ben sürekli onu istiyorum. Hem dinlenmek istiyorum, hemde sürekli yakalayamadığım birşeylerin peşinden koşuyorum… Bir an; bunların hiçbirini düşünmemek için her anımı doldurmak istiyorum. Sonraki an, uzak bir sahil kasabasında eski…

  • Günlük,  Ordan Burdan...

    Sessizliğin ardından…

    Uzun zaman oldu sesim sedam çıkmayalı farkındayım. Yine tatilin affına sığınacağım, arkasına saklanacağım sanırım. Benim tatiller böyle oluyor. 3 günlük tatilin konsantrasyon kaybı bir haftamı etkiliyor. Gitmeden 3 gün önceden başlıyor heyecanı, eh dönüştede en az 3 gün adaptasyon süreci. İşte gitti bitti on gün 🙂 Küçük bir kaçamak yakalamışken 29 Ekim’de, İzmir’de aldım yine soluğu. İzmir yazın son demlerini yaşarken, yazdan çalma günler yaşadım özlediklerim ile, İstanbul’daki kışa inat. Yavaş yavaş batırdım güneşi, keyifle ve sukunetle, İstanbul’daki kargaşa ve koşuşturmacaya inat. Hal böyle olunca, yazmak nerede kaldı? unuttum gitti…