• Günlük

    Yine yeniden merhaba!

    Son yazım Ceren’e merhaba partisini yazdığımdan beri neredeyse 3 ay geçmiş. Ama şimdi geriye dönüp bakınca o satırları yazdığım zaman hem daha dün gibi hem de üzerinden asırlar geçmiş gibi… Aslında sadece son 3 ay değil hamile olduğumu öğrendiğim andan itibaren gecen zaman hem çok hızlı hem çok yavaş geçti.. Bizim minik hanim oldukça nazlı bir hanım olacağını daha gelmeden göstermişti. Uzun zaman nazlanıp gelmemek için direndi. Bu yüzden hamile olduğumu ilk öğrendiğimde sevincin yanında 9 ay nasıl geçecek, nasıl bitecek diye çok endişeliydim. Bir yanım içimde büyüyen bu kocaman sevginin her anını doyasıya yaşamak ve zamanı mümkün olduğunca yavaşlatmak, diğer yanım ise ona bir şey olacak korkusu ve endişesiyle bir an önce…

  • Günlük

    Ceren’e Merhaba Partisi

    Aslında çok gecikmiş bir yazı bu ama son ana kadar çalışınca aylardır elim blog dahil hiçbir şeye değemedi ne yazık ki. Gündüzler iş, akşamlar dinlenmekle, hafta sonları ise minik hanımın hazırlıkları ile geçti bitti. Ha o gün, ha bugün derken bir de baktım sayılı günlerin sonuna gelmişiz. İzne çıktığımda her gün yazı yazarım, yazmadığım günlerin acısını çıkarırım derken, işleri, hazırlıkları bitirip dinlenme süresi gelene kadar doğuma sadece bir elin parmakları kadar günümüz kalmış.  Evet her gün yazamadım belki ama Ceren’i kucağımıza almadan önce Ceren’e merhaba partimizin ayrıntılarını yazmak, hem hamileliğim boyunca hem de bu harika günde bizi yalnız bırakmayan dostlarıma teşekkür etmek istiyorum. Bundan 5 yıl önce tüm sevdiklerimizi, ailemizi, arkadaşlarımızı bırakıp İstanbul’a geldiğimizde kimseyi tanımadığımız bu…

  • Günlük

    Sessizliğin Cümleleri..

    Hiç söylenmemiş kelimeler biriktiriyorum bu ara. Hiç kurulmamış cümlelerden mektuplar yazıyorum. Söyleyeceklerimi kimse duysun istemiyorum, aslında kendim bile duymak istemiyorum! Belki de bu yüzden kendime bile kurmadığım cümleleri ancak seninle dillendiriyorum. Kelimeleri senin uçurumuna bırakıp yok oluşlarını izliyorum. Kurulmayan cümleler ile yaşananları yok edebileceğimi düşünüyorum. Kurduğum cümleler ile hiç yaşanmamış şeylerin var olacağını hayal ediyorum. Bol bol düşünüyorum. Gün boyunca bir sürü insana kurduğum bir sürü cümlenin arasında aslında hiç konuşmuyorum. Ne zaman konuşmaya çalışsam yalnızlığımı tek kelimelik cümlelere saklamaya, içimdeki çığlıkları aradaki sessizliklerde boğmaya çalışıyorum. Kurmaya çalıştığım her cümle yalnızlığımı büyütmeye yarıyor sadece ve ben düşünmediklerimi konuşmaktan, konuşmadıklarımı düşünmekten yoruluyorum her seferinde. İşte o zaman sen geliyorsun aklıma. Kocaman bir sessizlikte seninle…

  • Etkinlik,  Mutfaktan Haberler,  Ordan Burdan...

    İlk ve Son Yarışmam; Benim ÖZSÜT Pastam

    Bu yazıları sıcağı sıcağına yazmayı başarsam süper olacak aslında ama geç yazmak hiç yazmamaktan iyidir diyerek ilk adam akıllı vakit bulduğumda oturdum başına.. Aslında yazmayı planladığım hatta katılmayı planladığım bir yarışma bile olmamasına rağmen gelişen olaylar, bana bunu bir blog yazısı haline getirme zorunluluğu hissettirdiği için nasıl başlasam bilmiyorum bu sefer yazıma. En iyisi ben en baştan anlatayım nasıl katıldım bu yarışmaya ve neden yazıyorum bu yazıyı, sonrasına siz karar verin bakalım haklı mıyım, haksız mıyım bunları yazmakta.. Bundan belkide 3-4 ay önceydi ilk kez Özsüt’ten bu sene 3.sünü düzenledikleri Pasta Yarışması ile ilgili duyuru mailini aldığımda.. Hergün gelen sayısız “Basın Bülteni” gibi bunu da okuyup sildim mi yoksa okuyucularımdan katılmak isteyen olur…

  • Günlük

    Nice 5’lere..

    Beni bilenler bilir ya uzun uzun konuşmayı severim. Sevdiklerimle saatlerce hiç susmadan çene çalabilirim. Burada sayfalarca yazı yazabilirim. Kelimelerle hep iyi geçinmeye çalışırım ama… Evet ama! tam o nokta da bir ama var işte.. Bu kadar kelimeleri seven biri olarak hayatta konuşmayı hiç beceremediğim zamanlarımda var çünkü benim. Bir çok sinirlenip üzüldüğümde kapıları kapatıp konuşçak gücü ve kelimeleri uzun zaman bulamam, bir de çok mutlu olduğumda insanlara teşekkür edecek kelimeleri bulmayı hiç beceremem ben. Ne desem az, ne desem eksik kalmış gibi hissederim bu durumda duygularımı anlatmaya. Şimdi de nasıl anlatırım bilmiyorum bu yüzden duygularımı. Nasıl teşekkür ederim bu her günü birlikte geçen 5 yıla ve daha fazlasına.. Hem söylecek çok şeyim hem…

  • Günlük,  Ordan Burdan...

    Hayatın Ta Kendisi Lokantası Gülben’e konuk oldu :)

    Çarşamba günü akşamüstü ofiste bir toplantı sırasında telefonum çalmaya başladı. Arayan bizim kızlardan Tümay. Toplantı çıkışında ben ararım nasılsa diye telefonu meşgule çevirdim ama daha bir dakika geçmeden tekrar aynı isim belirdi telefonun ekranında.. Bir kere daha no’ya basmamım ardından telefon tekrar çalınca önemli birşey olabilir diyerek açtım telefonu. Acil bir konu değilse toplantıdayım Tümaycım” diyerek başladım konuşmaya. Tümayın cevabı, “aslında konu acil! yarın TRT 1’e Gülben’e çıkar mısın?” oldu. Eh toplantının ortasında bu kadar ani bir gelişme karşısında ne kadar şaşırdığımı tahmin edersiniz sanırım. Ben daha yarın mı? nasıl olur ki? ne yaparım? falan diye gevelerken, sevgili Tümay “olur olur yaparsın sen, ben telefonunu veriyorum.” diyerek kapattı telefonu 🙂 Ve 2-3 dakika…

  • Günlük

    Uçuşan Kelimeler…

    Günlerdir kafamda yazmak istediğim kelimeler uçuşup duruyor. Bilgisayarın başına geçip bu sayfayı açıyorum ama o kelimeler tam birleşip cümle oluşturacakken bu sefer tümden uçuşup kayboluyor.   Yazacak çok şey var! bir yerlerden başlamak gerek diyorum ama içimden hiçbirini cümlelere dökmek gelmiyor galiba aslında. Çünkü ne desem ne yazsam boş olacak gibi hissediyorum. Biz sıcak yuvalarımızın güvenli duvarları içerisinde, sanal alemlerde ülkeyi kurtarıp, 3-5 günlüğüne profil resimlerimizi değiştirip, arka arkaya girdiğimiz tepkimizi belirten! durum güncellemelerimiz ile vicdanımızı rahatlatırken her zaman olduğu gibi, ne yazıkki ateş sadece düştüğü yakıyor. Biz ancak birbirimize ne kadar üzüldüğümüzü, ne kadar sinirlendiğimizi kanıtlamaya çalışan saçma bir yarışta koşturmaktan bir adım ileri gidemiyormuşuz gibi geliyor bana. Bu olanlara şaşıran bir…

  • Ordan Burdan...

    İzliyorum.. Okuyorum.. Dinliyorum..

    mmm diye uzar gider bu liste 🙂 Bu aralar çok yazamıyorum işler yoğun falan diye sürekli bahaneler buluyorum ya, aslında bunun en büyük suçlularından biri de Facebook olabilir diye düşünüyorum son günlerde. Neden derseniz, aklıma ne gelse, ne yapsam o an şurada pat diye paylaşıyorum ve hemen cevap alıyorum ya sizlerden, iste onu çok seviyorum 🙂 Ama orada herseyi o anda kısacıkta olsa paylasınca da biriktirip anlatacak ve blogda yazacak birşeyler bulamıyorum galiba. Bu yüzden de benim postların arası açılıyor gibi hissediyorum. Elbette son zamanlarda pek sık mutfağa girmemem ve bir süredir buranın çehresini değiştirmek için derin düşünceler içerisinde olmamamın da ufak payları olabilir ama.. Bu seferde başka birşeye atladım evet ve neymiş…

  • Ordan Burdan...

    Koca Nasıl Pişirilir?

    Bu akşam yine bir tarif var mutfağımızda ama alıştığımız tariflerden biraz farklı bu sefer ki 🙂 Az önce bir okuyucumdan bana gelen maile göre bu satırlar 1800’li yıllarda yazılan Yankee Kitchen Cookbook isimli bir yemek kitabının ön sözlerinden alınmış. Her ne kadar bu seferki tarif bana ait olmasa da okur okumaz yüzümde kocaman bir gülümsemeye sebep olan bu tarifi sizlerle de paylaşmadan geçemedim.

  • Etkinlik,  Günlük

    Etkinlikler, Markalar ve Bloggerlar..

    Aslında bilgisayarın başına bir etkinlik yazısı yazmak için oturdum. Ama sonra bu yazıdan önce, etkinlikler hakkında düşüncelerimi, katıldığım etkinlilere bakış açımı ve bir süredir neden etkinlik yazısı yazmadığımı açıklamak istedim sizlere. Öncelikle açıkça belirtmeliyim ki bu yazıyı yazarken ki amacım kesinlikle son zamanlarda çokça tartışılan, herkesin uzmanı olduğu sosyal medya konusunda ahkam kesmek değil. Benimkisi sadece benim görüşlerimi ve bakış açımı anlatan satırlardan ibaret olacak. Benim yıllar önce çeşitli konularda yazan blogları okumaya başlamamdaki en büyük nedenlerden biri, yeni tarifleri kendi evlerinde denemiş insanların ağızlarından öğrenmenin yanında; bilmediğim ürünleri, deneyenlerin ve tarafsız görüşlerin ağzından öğrenmekti. Sonra herkesi geride bırakıp İstanbul’a gelince yeni arkadaşlıklar kazanmak, yeni yüzler tanımak, hiç tanımadığım insanlar ile bir dünya…