Benim gibi kar’a hayran bir İzmir’liye bile yeter dedirten karlı günler, hiç bitmeyecekmiş gibi geçen bir kıştan sonra sonunda bahar geldi galiba.. Dışarda parlayan bir güneş, ılık bahar havası göz kırpıyor insana birkaç gündür. Eh durum böyle olunca camları bile açılmayan bir plazada full time çalışmaya başlamış olmak, uzun zamandır part time çalışıyor olmanın rahatlığı ve alışkanlığı ile birleşince iyice zor geliyor galiba bana. Şimdi beni tanıyıp bu sözlerimi okuyanlar “ilk haftadan şikayet mi ediyorsun?” demeyin :) 2 yıldır home office çalışıp sadece toplantılara katılmaya alışınca kabul etmelisiniz ki, yoğunlaşan işler değil de tekrar hergün işe gelmek gerektiğini kabul etmek biraz zaman gerektiriyor.

Hele bu süreç tam da baharın aniden cee eee dediği bir hava ile birleşince benimde gönlümde sürekli dışarlarda olmak, deniz kenarlarında yürüyüş yapmak, ağaçların çimenlerin renklenmesini izlemek istiyor. Her sene bu zamanlar olduğu gibi içimde İzmir özlemi büyüyor. Bostanlı’da güneşin batışını izleyesim, Foça’da denizin kokusunu içime çekerek aheste aheste yürüyesim geliyor. Biliyorum çok oluyorum ama :) şimdi bu noktada “İstanbul’da deniz mi yok?” da demeyin lütfen. İstanbul’u da seviyorum ama bir şekilde İzmir’in yerini tutmuyor. Bu his, bu duygu kelimelere dökülmüyor ve anlatırken saçma geliyor biliyorum ama bu tutkuyu, bu özlemi ancak İzmir’de yaşamış, oranın havasını koklamış olanlar anlıyor galiba :)

Tamam kısa kesiyorum İzmir faslını :) çünkü şu anda yazdıklarıma geri dönüp baştan okuyunca aslında yazmak istediğim kahvaltı masalarından bu noktaya nasıl geldiğimi merak ettim gerçekten. Baharı ve baharın renklerini sofralarımıza da getirelim demek isterken bir baktım ben yine İzmir anlatıyorum, yapçak birşey yok.. :) Bu yüzden bu kısmı geçip günün en sevdiğim öğününe geliyorum şimdi ve kahvaltı diyorum. Kim sevmez ki haftasonları uzun uzun edilen, keyifli sohbetle şenlenen kahvaltı masalarını değil mi?

Evet kahvaltı sofralarını çok seviyorum ama haftasonu kahvatılarının aksine evde tek başıma olunca yada iş için uyanınca ne kadar sevsem de beceremiyorum uyanır uyanmaz kahvaltı etmeyi. Çoğu zaman bir parça peynir, bazen meyveli yoğurt hatta çoğu zaman sadece bir bardak kahve ile geçiriyorum bu öğünü. Günün en önemli öğünü olduğunu biliyorum ama yapamıyorum. Bu yüzden 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde kendime hediye olarak bu tabağı hediye ettim bende. O sabah güneşle uyanınca sadece kendim için özene bezene renkli bu tabağı hazırladım ve tek başıma da olsa afiyetle yedim. Sizde ne yediğinizin yanında nasıl servis edildiğinede dikkat ediyorsanız eğlenceli sunumlar için alternatif olur belkide..

DSC_0188-1 DSC_0222-1

Bu tabağı hazırladıktan sonra bu ay birden kahvaltı ayı oldu bizde. İlk önce uzun zamandır görüşmediğim arkadaşım kahvaltıya gelince tek kişilik tabakla başlayan renkli kahvaltı sofrası sevdam alevlendi iyice. Bu tabaktan sonraki sofrada bu sefer gökkuşağı eşlik etti bize..

İlk 2 minik sofradan sonra bir haftasonunda ise eşimin arkadaşları vardı kahvaltıda ve bu seferde haşlanmış yumurtalarla çiçeklendi soframız.

DSC_0229-1 DSC_0227-1

Dedim ya bu ay biz de kahvaltı ayıydı diye, hazır başlamışken apartman komuşlarımız ile yaptığımız kahvaltı ziyaretlerimizin sofrasıda eklendi bu ayın sofraları arasına.. Çok hamur işi olmaması için sadece kahvaltılıklar ve son zamanların favori lezzeti Domatesli Fesleğenli Pizza Ekmek vardı menüde.

DSC_0233-1

Yazmadığım zamanların acısını çıkarıp biraz uzun yazdım galiba ama geçtiğimiz haftasonu bu son masayla sanırım bitirdik bu ayın kahvaltı sofralarını. Bu sefer minik bir masa hazırladık ama güneşli pazar gününü renklendirecek çiçekler getirdik soframıza domates ve salatalıkla..

DSC_0258-1 DSC_0249-1

Siz de evde keyifle edilen kahvaltıların yeri bir başka oluyor diyenlerdenseniz, umarım ufak da olsa bir upucu vermiştir bu minik detaylar sizlere de..

Afiyet olsun :)

Tags: