Evet evet biliyorum, yazıyı okumaya başladığınızda siz söylemeden ben söyleyim, bu ara herşeyi geriden takip ediyorum :)

Ama diğer yazıların tüm suçlusu işler olsa da itiraf etmeliyim ki etkinlik yazılarında bunu birazda bilerek ve isteyerek yapıyorum. Böylece hepimizde aynı gün aynı şeyleri okumamış olursunuz diye düşünüyorum. Gerçi bu seferki araya giren sayısız bahane yüzünden ekstra geç oldu ya neyse devam edeyim…

Bugün yazmadığım günlerin acısını çıkarabilmek için çok şeyi aynı anda yazmayı planlıyorum. Hem bana eskilerden bir dost getiren, bir kere daha bu İstanbul’da çok küçük dedirten tesadüfleri anlatmak, hem etkinlik yazısı yazmak hemde tarif vermek istiyorum. Bunların hepsi birbirine bağlı olduğu içinde ayıramıyorum.

Önce işin davet kısmından başlayım en iyisi :)

Daha önce aldığım etkinlik davetlerinden farklı olarak, okuduğum lisenin yıllardır duymadığım marşından satırlar ile başlayan ve neredeyse 13 yıldır görmediğim bir isimden kendisini hatırlayıp hatırlamadığımı soran bir mail aldığımda ne kadar şaşırdığımı tahmin edersiniz sanırım. Hızlı bir mailleşme ve telefon değiş tokuşunun ardından 15 dakika sonra telefonda karşı karşıyaydık bu isimle. Şaşkınlık, heyecan, anılar, sevinç, özlem bir sürü karışık duygu arasında kısa bir konuşma yaptık. Telefon konuşması sonrasında ikimizde daha da çok şaşırmıştık. Çünkü etkinliği düzenleyen firmanın ajansında çalışan arkadaşım, etkinliğe katılacak bloggerları incelerken tesadüfen adımı görüp tanımış ama benzetiyorum sanırım diyerek şüpheyle yaklaşmış. Profilimi incelerken ise emin olup hemen bana mail atmış. O benim blogger olduğuma, ben onun bu işi yaptığına ve ikimizde bizi birleştiren bu tesadüfe bile şaşırırken telefon konuşmasında anladık ki tesadüflerimiz bununla sınırlı değilmiş. Çalıştığımız ofisler aynı binadaymış, aramızda sadece 1 kat varmış :) evlerimiz ise birbirimize yürüyüş mesafesindeymiş. Hal böyle olunca telefonu kapatıp ertesi gün görüşmek üzere sözleştik. Uzun yıllardır görüşmemiş olsakta sanki o yıllar hiç geçmemiş gibi sohbet ettik.

Ve sonra tabiiki tekrardan karşılaşmamıza vesile olan etkinliğe gittik. Çok sıcak bir İstanbul gününde ABALIOĞLU Grubu Pazarlama Müdürü Yasemin İşsever’in ev sahipliğinde, Yeniköy’deki Secret Garden’da Lezita markası ile ilgili bilgileri dinledik. Benim İzmir’den tanıdığım, İzmir’deki işim sayesinde fabrikalarını ziyaret ettiğim ve üretimlerine, temizliğine, hijyenine hayran kaldığım Lezita hakkında detaylı bilgiler aldıktan sonra Diyetisyen Mehlika Öktem’den beni son günlerde yakından ilgilendiren :) hem sağlıklı bir yaşam hem lezzetli yemek nasıl olur ile ilgili ipuçları alma fırsatı yakaladık.

DSC_0043 DSC_6613

Bu söyleşinin ardından sıra güzel bir manzara eşliğinde güzel bir sohbete ve güzel lezzetlerin tadına bakmaya gelmişti.

Bir yandan hayata lezzet katmayı amaçladıkları ürünlerinin tadına bakarken bir yandan da bu güzel ortamda uzun uzun sohbet ettik.

DSC_6618-1

Bu etkinliğin ardından Meliha hanımdan aldığımız tavsiyeleri değerlendirip, yaptığım diyet ile birleştirmek istedim. Hem sağlıklı ve lezzetli beslenmek hem de diyet yapmak isteyenler için bizimle paylaşmış oldukları bu nefis tarifi denedim.

SEBZELİ TAVUK GÜVECİ

DSC_7310-1

Malzemeler

  • 300 gr Lezita derisiz tavuk göğsü
  • 1 adet (100 gr) kuru soğan (Ben 8-10 adet de arpacık soğan kullandım)
  • 20 adet (150 gr) taze fasulye
  • 1 su bardağı (75 gr) taze bamya
  • 1 adet (100 gr) yeşil kabak
  • 3 adet (300 gr) domates
  • 5 adet (50gr) yeşil sivri biber
  • 5-6 diş sarımsak
  • 4 yemek kaşığı (20gr) sıvıyağ
  • 1 su bardağı su
  • Tuz

Tüm sebzeleri ve soğanı temizleyip yıkıyoruz. Domateslerden iki tanesini ve soğanları irice doğruyoruz. Sivri yeşil biberlerin sap ve çekirdeklerini ayırıyoruz. Biber, fasulye ve kabağı irice küp küp doğruyoruz. Kuşbaşı doğranmış lezita tavuk etlerini güvecin dibine yayıyoruz. Üzerine doğranmış sebzeleri ve ayıklanmış bamyaları yerleştiriyoruz. Sarımsakları ilave edip kalan domatesleri halka halka doğrayıp üzerine yerleştiriyoruz. Yağı sebzelerin üzerine döküp, tuz ve sıcak suyu koyup üzerini folyo ile kapatıyoruz. Önceden ısıtılmış 180-200°C fırında yaklaşık 1,5 saat kadar pişiriyoruz. (Ben güvecim olmadığı için fırın kabında yaptım.)

Afiyet olsun.

Ve son olarak bu harika gün, tadına baktığımız nefis lezzetler, bu hafif ve lezzetli tarifler ve en önemlisi bu büyük şehirde eski bir arkadaşımı tekrar bulmamı sağladığı için Lezita’ya ve Ogilvy ekibine teşekkür ederim :)

 

Tags: , , , , , , , , , , , ,