Uzun zamandan beri ilk kez perdenin arasından güneş yüzüme vururken uyandım. Sevindim. Gülümsedim :) Mutlu olmak bazen ne kadar da kolay dedim, bildiğim birşeyi tekrar hatırlatarak kendime.

Sonra nedense birden çocukluğuma gitti düşüncelerim. Oysa ben en çok, herşey ters gidiyor gibi göründüğünde, hayat üzerime geldiğinde, kendimi şansız hissettiğimde hatırlarım o kaygısız mutlu günlerimi… Şanslıyım ki, moralimin en bozuk olduğu zamanlarda bile yüzümde bir gülümsemeyle anarım çocukluğumu. Özlerim…

Özlerim, sabah uyanır uyanmaz sokaklara çıkıp, oyun oynamaktan yorgun düştüğüm ama yine de akşam olmasın, babam mesai kalsınki eve girmeyelim diye direndiğim o günleri. Kahkaların bol olduğu, üzüntülerin ve küsmelerin ancak bir sonraki oyuna kadar sürdüğü o zamanları. Herşeyin paylaşıldığı, yalanın olmadığı, sonsuza kadar süreceğine inandığımız o arkadaşlıkları.

arkadasld111 saklambac

Hep “Ne ilginç bir şey çocuk olmak” diye düşünürüm. Belkide bizim zamanımızda ilginçti bilmiyorum. Çocuk olmak ozamanlar kreşler, anaokulları yada bilgisayarla oynamak değildi sadece. “Saklambaç”tı, “Körebe”ydi,” “Dokuz Kiremit”ti, “İstop”tu. “Tombilibiç”ti, “Yakan Top”tu, “İp atlamak”tı, “Gazoz kapağı çevirmek”ti, “Sek sek”ti… Çocuk olmak oyun oynamaktı, saçma sapan şeylerle eğlenmekti, sokaklardı, çıkarsız, unutulmaz arkadaşlıklardı…

sek sek Çeşit çeşit barbi bebeklerimiz, oyuncaklarımız yoktu. Hatta oyuncak sahibi olmak büyük prestijdi, ayrıcalıktı çocuklar arasında. Bir tebeşir, bir ip yada toplanıp birleştirilmiş paralar ile alınmış bir top’la günler geçerdi. En büyük derdimiz seksek’te taşımızı 8’lere atmaktı, dokuz kiremitte taşları devirmekti, istop’ta söylenen rengi bulmaktı, saklambaçta saklanacak yeni bir köşe aramaktı, ip atlarken değmeden 3’leri geçmekti…

Şimdi durup düşününce ne kadar saçma şeylerle oynadığımıza, mutlu olduğumuza inanamıyorum ve yaptıklarımıza hala gülümsüyorum. Gazoz kapaklarını ortalarından deler, sonra 20-30 tanesini ipe geçirirdik. İpin diğer ucunu bileğimize bolca bağlar, sokaklarda gürültüyle çevire çevire koşuşturuduk. 3-5 kişi yanyana geldikmi, sarılır “önümüze gelene 1000 tekme”  diye saçma bir şarkıyla eğlenir, gülerdik :) Evden peynir ekmek getirir, evlerin arasındaki o küçücük tarlada, (ki ozamanki bakış açımızla orası bize göre kocaman bir bahçe hatta neredeyse bir ormandı) piknik yaptığımıza inanırdık.

İzmir’in öğlen sıcağında sokaklarda olmayalım diye yatırılan öğle uykuları, o birkaç saatlik ayrılıklar en büyük işkenceydi. Akşam üstü sokaktan geçen dondurmacıdan alınan ve hep birlikte yenilen o dondurmalı anların keyfi hiçbirşeye değişilmezdi.

Okul derdi yoktu. Sınav endişesi yoktu. Hangi üniversiteye gitmeliyim? Kazanabilirmiyim? Kazandığım bölüm ile ilgili iş bulabilirmiyim? İş bulsam aldığım ücret ile geçinebilirmiyim? derdi yoktu…! Meltem … marka elbise almış, Ali’nin arabası … markaymış, kıskançlıkları yoktu. Hayatın güzelliklerini kaçırmamıza, mutlu olmanın çok kolay olduğunu unutmamıza sebep olan, ve çoğunu kendimizin yarattığı bu endişelerin hiçbiri yoktu!

Çocuk olmak güzeldi…

Hiç büyümüyorsun artık, iyi ki büyümüyorsun

Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada

Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum

Çocuksun ve bu dünya sana göre değil!!!

AHMET TELLİ

*** Şiirin tamamını buradan okuyabilirsiniz.

 

Tags: , , , , , , ,